Ana Sayfa
Öğrenci Gençlik

Neoliberalizm Kıskacında Üniversiteler

Yunus Emre Özel 2025-11-12
Neoliberalizm Kıskacında Üniversiteler
Günümüz Türkiye’sinde hayatın her alanına sirayet etmiş, kan emiciliğini en son sağlıkta ‘Yenidoğan Çetesi’ ile bebekleri katlederek, lisede ‘MESEM’ projesi ile çocuk emeğini sömürürken Arda, Ulaş, Zekai ve daha nicesini katlederek, ırmakları HES’lere, dağları maden ocaklarına doğayı sermayeye peşkeş çekerek gösteren; kar getirmeyen her şeyi yok eden neoliberalizm canavarı üniversiteyi de kıskacında tutarak bilimsel üretimi sermayenin çıkarlarına göre şekillendirmektedir. 12 Eylül askeri darbesinin ürünü olan YÖK, kurulduğu günden bugüne bir yandan öğrenci muhalefetini tasfiye girişiminde bulunurken bir yandan da üniversiteyi ranta açarak sermayenin arka bahçesi haline getirmiştir. 2002 yılında YÖK’ü kaldırma vaadi ile iktidara gelen AKP ise daha da yetkinleştirerek bu süreci hızlandırmış, sermayenin üniversiteyi dizaynı için bütün engelleri bir bir kaldırmaya çalışmıştır. Her ile en az bir üniversite diyerek üniversite sayısını arttırmış olsa da bu artış yalnızca nicel artış olarak kalmıştır. Üniversiteler niteliği gün geçtikçe düşen, yaşam alanlarından uzak, muhalif akademisyenlerin tasfiye edildiği, kayyumların atandığı kurumlar haline gelmiştir. Sermaye sınıfına kar getirmeyecek araştırmalar kabul edilmezken, teknoparklar ile sanayi üniversite içine girmiş ve bilim, teknoloji üretimi işverenlere direkt bağlanmıştır. Bologna süreci ile akademik işleyiş doğrudan küresel piyasanın taleplerine göre şekillenirken, uluslararası üniversiteler arasındaki bilim paylaşımı yerini ekonomik rekabete bırakmıştır. Neoliberalizm kıskacındaki üniversiteler hem sermayeye bağımlı hale gelmiş hem de devletin taleplerine de cevap vermektedir. Üniversite sermaye bağını ele alırken karşımıza üniversitelerin sermaye için ‘nitelikli işçi’ yetiştirdiği gerçeği çıkmaktadır. Bir yandan yalnızca diploma almanın yeterli olmadığı ve kendini daha çok geliştirmek gerektiği fikri öğrenciler arasında örgütlenirken bir yandan üniversitenin sadece iş bulmak için bir fabrika olduğu ve bu fabrikanın da tek başına yeterli olmayacağı sistem akademisyenleri ve kariyeristler tarafından da öğrencilere yansıtılmaktadır. Mezun olduğunda kendisini diplomalı işsizler arasında bulanlara ise ‘işsiz kalmamak için kendini sürekli geliştir ve diplomalı işsizler ordusundan seçilir olacak özellikleri kendine ekle’ denmektedir. Buradaki kişisel gelişim ve seçilecek özellikler ise sermayenin çıkarına uygun olmalıdır. Diplomalı işsizler sermaye için ucuz iş gücü olarak kullanılırken işsiz kalanlara ise işsizliğin suçunun kendisinde olduğu yansıtılmaktadır. Bu durumun öğrencilere dönütü okuyacağı şehri, üniversiteyi, bölümü seçerken işsiz kalmama kaygısı ile gerçekleştirmek olurken, üniversite hayatlarını da işsizlik kaygısından ötürü ‘kendime ne katarsam nitelikli eleman olabilirim’ ve benzer düşünceler ile daha iyi bir CV doldurma yaklaşımı ile geçmektedir. Bu yaklaşım kişisel gelişim seminerleri, kariyer günleri, sertifika programları ile istihdam edilmeye çalışılan yapay bir geleceğe inanan öğrenciler oluştururken, rekabeti körükleyip psikolojik olarak yalnızlaşmayı ve bireyselciliği üniversiteliler arasında arttırmaktadır. Sermaye, üniversitelilerin yaşadığı çelişkinin ana sebebinin kendisi olduğu gerçeğini kapatmak için sıra arkadaşı arasındaki rekabeti arttırarak çelişkiden oluşan huzursuzluğu ve isyan potansiyelini öğrencinin şahsına döndürmektedir. Sermayenin saldırıları bunlarla sınırlı kalmayıp öğrencileri daha okurken üretim sürecine dahil etmektedir. Ülke genelinde yaşanılan krizin faturası emekçilere ve ezilenlere yoksullaşma, barınma krizi, fiyat pahalılığı ile kesilirken üniversiteliler bu durumdan azade kalmamaktadır ve bu pahalılaşma sonucunda okurken çalışmak zorunda bırakılmaktadır. Kafe barlarda çalışan öğrencilerin yanı sıra şirketler de son dönemde öğrencileri çalıştırmak için yapılanmaktadır. Zincir marketler, zincir giyim mağazalarının yanı sıra online kuryeliği, öğrencilerin ve yemek uygulamalarının, şirketlerin üniversitelerden dolayı fazla uğradığı alanlara dönüşmektedir. Bir yandan ders programını çalışmaktan kalan vakitlerine göre oluşturan öğrenciler varken diğer yandan bu durumu güvencesiz iş koşulları, yoğun çalıştırma ve ucuz iş gücü olarak kullanan sermaye görülmektedir. Öğrencilerin sistemden nasibini aldığı bir başka durum ise borçlandırma. Geri ödemesiz burs her öğrenciye verilmezken, mezun olunduğunda güvencesiz ve yetersiz koşullarda ucuz iş gücü olarak kullanılacak borçlu bir mezun ağı yaratılmaktadır. Neoliberalizm kıskacındaki üniversiteler bir üretim alanından çıkıp tüketim alanına dönüşmektedir. Bir apartman binası üniversite açmak için yeterli görülürken çimsiz ve şehir alanından uzak kampüsler her geçen gün artmaktadır. Her kampüse açılan kafe zincirleri ve zincir şirketler ile kampüs içerisinde geçirilen zamandan ticari kar hedeflenmektedir. AKP-MHP faşist iktidarı ise kültürel hegemonyayı inşa etmek için üniversitelere özel saldırılar düzenlemektedir. Festivaller iptal edilirken, kulüplere nefes dahi aldırmamaktadırlar. Kadın ve LGBTİQ+ kulüpleri bir bir kapatılırken ‘dindar ve kindar’ nesil doğrultusunda milliyetçi İslamcı kulüplere ön açılmaktadır. Eleştirel fikirler sansüre uğrarken tüm bunları kabul etmeyen her öğrenci ÖGB-Sivil kuşatması altına alınmaktadır. Üniversitelerimizin; ticari kazanç ve ucuz iş gücü uğruna sermaye tarafından kuşatılmasını kabul etmiyoruz. Üniversitelerimizin; barış akademisyenlerini ihraç eden, iktidardan olmayan her düşünceyi akademiden çıkaran YÖK tarafından kuşatılmasını kabul etmiyoruz. Üniversitelerimizin; cinsiyetçi ve eril akılla yürüyen, CİTÖK'ü uygulatmayan kadın düşmanları tarafından kuşatılmasını kabul etmiyoruz. Üniversitelerimizin; kulüplerimizi kapatan, onursuz kampüs yaşamı dayatan homofobik, transfobik, LGBTİQ+ düşmanları tarafından kuşatılmasını kabul etmiyoruz. Üniversitelerimizin; gericiliği ve tekçiliği dayatan, iktidar aparatı faşist ve cihatçılar tarafından kuşatılmasını kabul etmiyoruz. Üniversitelerimizin; muhalif öğrencileri tasfiye edeceklerine inanan ve kampüslerimizi karakollara çeviren ÖGB-Sivil polis tarafından kuşatılmasını kabul etmiyoruz. Üniversitelerimizin; soğuk ruhsuz binalar yapan, sosyalleşme alanları yok eden, özgür düşünce üretiminden alıkoyan, kayyumlar tarafından kuşatılmasını kabul etmiyoruz. Üniversitelerimizi ve yaşamlarımızı kuşatarak abluka altına alanlara karşı katledilen sıra arkadaşlarımızın isyanıyla: ‘Bu abluka dağıtılacak!’