Toplumsal Mücadele
Direnişin Ayak İzleri
Dilara Beyazıt
2025-12-16
“Günümüzde sınıf mücadelesi, her zaman olduğundan daha çok, mekânda yaşanır. Doğrusu, soyut mekânın farklılıkları kelimenin tam anlamıyla silerek gezegene yayılmasını engelleyen tek şey sınıf mücadelesidir. Sadece sınıf mücadelesinin farklılaştırıcı bir kapasitesi vardır.” Lefebvre, Mekânın Üretimi
Kitleler geçmişi, maruz kaldıkları tarih anlatısının çizdiği sınırlar dahilinde, egemen sınıf tarafından yeniden inşa edilmiş biçimiyle hatırlar. Birçok kişinin diline pelesenk olmuş “Nerede o eski günler...” hezeyanları, geçmiş yılların daha huzurlu geçtiği yanılgısı ile halkı eskiye özlem duymaya mecbur bırakan bu nostalji furyası, faşizmin en büyük silahlarından biridir.
Temellerini vatan, bayrak, devlet üçlemesi üzerine kuran faşizm, çeşitli ideolojik aygıtlar ile ulusal bilinci kuvvetlendirerek idealize bir toplum inşa etmenin peşindedir. Hitler, homojen, idealize bir Alman toplumu inşa etme motivasyonuyla Üçüncü Reich’i kurarken, Prusya militarizmini övmüş, Almanya’nın eski gücüne kavuşacağına dair sözlerle halkın hafızasını manipüle ederek kitleleri kendi yanına çekmiştir. Kitleleri yönlendirme yolunda nostaljinin nasıl güçlü bir silah olabileceğini gösteren bir başka örnek olarak Trump’ın seçim sloganı olan “Make America Great Again” gösterilebilir. Tarih boyunca egemen sınıfların kitleleri manipüle ederken kullandığı aygıtlar sadece biçim değiştirir, bu aygıtların hizmet ettiği nihai amaç mutlaktır.
Egemen sınıf geçmişi güzellerken, bu güzelliklerin karşısında bir engel olarak gördüğü grupları kriminalize etmekten de çekinmez. Geçmişteki devrimci hareketleri bastırıp unutturmaya çalışırken, mücadele mirası hala işçi sınıfının yol göstericisi olmayı sürdüren, o dönemin sembolü olan devrimcileri terörist yaftaları ile düşmanlaştırır. Bunu yaparken kitleleri, “teröristlerin bayrağını devralan şimdinin devrimcilerine” karşı cephe almaya çağırır. Mücadele tarihini, direnişin ayak izlerini her bir karışında taşıyan mekanlara sünger çekerek toplumsal alanları siyasetten arındırır, kamusuzlaştırır. Bu siyasal iklimde apolitikleşmeye mecbur bırakılan halk, iktidarın empoze ettiği ideolojiye çok daha kolay entegre olur. Egemen sınıfın mutlak gücünü tehdit eden muhalif seslerden arındırılmış, kamusal bir alan olmaktan çıkarılıp piyasa dinamiklerine göre şekillenen bu alanlar, egemen sınıfın otoritesini pekiştirir.
Toplumsal alanların özelleştirilmesine verilebilecek en somut örneklerden biri, halkın değil sermayenin yararını gözeten Kentsel Dönüşüm projeleridir. Kentsel dönüşüm üzerine çeşitli makaleler yazan İBB Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat, makalelerinde kentsel dönüşümün sadece fiziksel bir yenilenme süreci olmayıp, toplumsal belleğin de sistematik olarak silinmesine yol açtığını dile getiriyor. Mahir Polat, 19 Mart sabahı İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasıyla başlayan ve ülke çapında hukuksuzluklara karşı büyük bir isyan dalgası fitilini ateşleyen süreçte gözaltına alınıp, kent uzlaşısı soruşturması kapsamında tutuklandı. Mahir Polat, İBB Miras dahilinde Beyoğlu Sineması’nın yeniden canlandırılmasından, ücretsiz konserlere ve çeşitli etkinliklere ev sahipliği yapan Müzegazhane’nin restore edilmesine, kamusal alanları tekrar halka kazandırmak için çeşitli çalışmalara imza atmıştı. Yoğun sağlık sorunlarına rağmen cezaevinin ağır koşullarında uzun bir süre tutuklu kalmıştı.
19 Mart’ta halkın iradesine vurulan darbe ile, Beyazıt’ta öğrencilerin yıktığı ilk barikatla başlayıp memleketin dört bir yanına yayılan isyan dalgası, en küçük şehirlerde bile yankı buldu. İktidar, tutuklamalar ve gözaltılarla bu başkaldırıyı bastırmaya çalışsa da, Saraçhane meydanından ülkenin her bir sokağına taşan direniş, egemen sınıfın unutturmaya çalıştığı tarihsel kazanımları işçi sınıfına bir kez daha hatırlattı.
Kendi irademiz dışında şekillenen, yalan bir geçmiş anlatısına maruz bırakıldığımız bir siyasal iklimde, sadece hatırlamak bile başlı başına bir başkaldırıdır. Direnişin ayak izleri dönem dönem silinmeye yüz tutmuş gibi gözükse de geleceğe bıraktığı miras, tarihin her döneminde haksızlıklara başkaldıran halkların cüretinde can bulup egemen sınıfın karşısına dikilecektir. Mart direnişlerinde yeniden alevlenen bu mücadele ruhunu daha da harlayarak sokakların ve meydanların geçmişte, şimdide ve gelecekte bizim olduğunu hatırlamalı, hatırlatmalıyız.