Ana Sayfa
Kültür Sanat

Zeki Demirkubuz'un Hayat'ının Eleştirisi

Bahar Kartal 2025-11-12
Zeki Demirkubuz'un Hayat'ının Eleştirisi
Zeki Demirkubuz’un “Hayat” filmi, 193 dakikasıyla yönetmenin en uzun yapımı olmasının yanı sıra, TRT desteğiyle çekilen film, 2025 yılı için Oscar aday adayı olarak seçilmiştir. Özetlemek gerekirse Hicran, ailesinden ailesinin zorla evlendirmek istediği nişanlısı Rıza’dan kaçarak İstanbul’a sığınır. İlk başta Rıza, Hicran'ın onunla evlenmek istememesine pek önem vermez; ancak zamanla bu durum onun için bir takıntıya dönüşür. Rıza, Hicran’ı bulmak için İstanbul’a gelir ve arayışında giderek daha obsesif bir hale bürünür. Filme bir bütün olarak bakıldığında bu denli uzun bir yapımda bile kadın karakterleri öteki, boyun eğen, sessiz, yalnızca erkeğin ihtiyaçlarını karşılayan derinliksiz karakterler olarak, erkek karakterleri ise kurdukları eril hakimiyet ve dayatmalarıyla görüyoruz. Demirkubuz, erkek bakışıyla (male gaze) inşa ettiği karakterlerinde bireysel yalnızlık ve içsel çatışmalar üzerine yoğunlaşırken, toplumsal cinsiyet rollerini ve kadınların toplumsal konumlarını sorgulamıyor. Kadın karakterlerin varoluşsal sorunları bile erkeğin perspektifinden seyirciye yansıtılıyor ve bu durum kadın karakterlerin deneyimlerini sınırlandırıyor. Masumiyet (1997) ve Kader (2006) filmlerinde olduğu gibi Hayat (2023) filminde de yine temelinde benzerlik olarak takıntılı karakterlerini beslediği ve bu karakterlerinin yaşadığı hastalıklı durumları romantik bir tarafı varmış gibi göstermeye çalışması ve takıntılı erkek karaktere âşık olmayan veya babasının otoritesinden kaçan kadın karakterin sürekli aşağılandığı, domestik şiddet gördüğü ve arzu nesnesi olarak temsil edildiğini söyleyebiliriz. Hicran’ı ‘kaderine karşı çıkarsan bak sonun bu’ mesajıyla yazması, karakterin yaşadığı üç farklı erkek iktidarıyla yüzleşmesine rağmen, nihayetinde Rıza ile evlenip çocuk sahibi olmasının klasik aile modelini romantize etmesi, izleyicide bir çelişki hissi uyandırıyor. Demirkubuz’un kendisine alkış tutan kitleyi çok iyi tanıması ve onlara sosyal medyada veya röportajlarında devamlı olarak kendi içinde çözemediği bir problem gibi görünen NBC eleştirileri ve şakalarıyla, holiganlığı ve küfürlerle dolu umursamaz ama bir o kadar da sığ cümleleriyle ‘halktan biri’ imajını sunuyor. Ancak filmdeki toplumsal mesajlar, birkaç yüzeysel sahne ve boş sözle sınırlı kalıyor; bu da filmi politik bir yapım olmaktan uzaklaştırıyor. Teknik açıdan ele alındığında, senaryodaki kopukluk ve kurgu, izleyicinin zamanın akışını anlamasını zorlaştırıyor. Karakterler, sürekli aynı zaman diliminde sıkışmış gibi hissediliyor, bu da hikâyenin dinamikliğini azaltıyor.