Kültür Sanat
Ve Sahne Karardı, Perde İndi
Umut Uzun
2025-11-12
Dalları ve budakları kocaman, yapraklarıyla hayal dünyalarımızı dolduran usta bir çınara, Genco Erkal’a geçtiğimiz aylarda veda ettik. Onun, uzun yıllara yayılan yaşamı ve sanat yolculuğundan ne kadar bahsetsek de kelimeler yetmez. Ancak bu yazıda, dilim döndüğünce sizlere onu anlatmaya çalışacağım.
1950’lerde İstanbul Üniversitesi’nde psikoloji öğrencisi olan Genco Erkal, içindeki tiyatro ateşini fark edince bu alana yönelmiştir. Bu yönelim, onun sadece bireysel değil, toplumsal bir dönüşüm sürecine de adım atması anlamına geliyordu. Sahneye ilk adımını attığından itibaren hem oyuncu hem de yönetmen olarak Türkiye ve dünya tiyatrosuna kalıcı izler bırakmıştır. Erkal, tiyatro kariyeri boyunca kendisini estetik kaygılarla sınırlamaktan ziyade toplumsal ve politik meseleleri sanatına taşımayı tercih etmiş; böylece, tiyatroyu bir eğlence alanı olmaktan çıkarıp, halkın sesine ses katacak bir platforma dönüştürmüştür. Nazım Hikmet, Bertolt Brecht ve Aziz Nesin gibi toplumcu yazar ve şairlerin eserlerini sahneye taşıyarak, Türkiye’deki sosyal ve politik sorunları sanat yoluyla gözler önüne sermiştir. Oyunlarında insan hakları, sosyal adalet ve özgürlük kavramları, sadece soyut kavramlar değil, yaşanan gerçekliklerin bir yansıması olmuştur. Genco Erkal’ın kurduğu Dostlar Tiyatrosu, yalnızca bir sanat üretim merkezi olmakla kalmamış, aynı zamanda toplumsal bilincin yükseltilmesine hizmet eden bir platform işlevi görmüştür.
Bu tiyatro, Türkiye’deki işçi ve öğrenci hareketleriyle doğrudan veya dolaylı olarak ilişki kurmuş ve her dönemin politik gelişmeleriyle birlikte dönüşüm geçirmiştir. Dostlar Tiyatrosu’nun en büyük başarılarından biri, sanatı halkla buluşturmayı hedefleyen bir vizyonla hareket etmesiydi. Anadolu turnelerine çıkmış, indirimli biletlerle özellikle işçi ve öğrenci kesimlerine ulaşmayı başarmış ve sanatı elit bir kesimden çıkarıp halkın her katmanına indirmeye çalışmıştır. Bu çaba, Türkiye tiyatrosunun tabana yayılmasını ve kendine özgü bir ekol yaratılmasını sağlamıştır.
Genco Erkal’ın hayatı boyunca sadece bir sanatçı olarak değil, aynı zamanda bir aktivist olarak var olması, ona Türkiye’nin siyasi tarihindeki önemli olaylarda da bir rol kazandırmıştır. Sanatıyla toplumsal mücadelelerin yanında durmayı seçmiş ve kişisel yaşamında da politik duruşunu net bir şekilde sergilemiştir. Bu duruş, onun Türkiye'deki insan hakları ihlallerine, düşünce özgürlüğüne ve sanata yapılan sansüre, devlet baskısına ve otoriterleşen rejimlere karşı sürekli muhalefet içinde olmasını sağlamıştır. Onun bu kararlı duruşu, sanatıyla bire bir örtüşen bir direniş biçimiydi. Genco Erkal’ın muhalif çizgisi, özellikle darbe dönemlerinde büyük zorluklar yaşamasına neden olmuştur. Bu dönemlerde birçok muhalif sanatçı gibi o da askeri vesayetin baskı ve sansürüne maruz kalmış, oyunları yasaklanmış, sahne aldığı tiyatrolar kapatılmış ve kendisi de mahkemelerde yargılanmıştır. Ancak tüm bu baskılara rağmen Erkal, sanatını farklı yollarla devam ettirmeye çalışmış; baskılar onu yıldırmamış, aksine sanatını bir direniş aracı olarak kullanmasına vesile olmuştur. Sanat yoluyla rejim karşısında duruşunu sergileyen Erkal, bu süreçlerin sadece bir sanatçı değil, aynı zamanda bir direniş simgesi olmasına yol açmıştır.
Erkal’ın sanat yolundaki mücadelesi sadece darbe dönemleriyle sınırlı kalmamış, 2000'li yılların başından itibaren giderek artan devlet baskısı ve otoriterleşen yönetim karşısında da varlığını sürdürmüştür. Bu dönemde sansür ve baskıcı tutumların muhalif sanatçılara yönelik artışı, onların toplum nezdinde kriminalleştirilmesine yol açmıştır. Buna rağmen Genco Erkal, sanatını ve politik duruşunu koruyarak mücadeleye devam etmiştir. Gezi Parkı olayları sırasında sahnelediği oyunlar ve protesto gösterileri, halkın direnişine sanatıyla eşlik eden Erkal’ın, toplumsal olaylara sanat yoluyla nasıl ayna tuttuğunun bir örneğidir. Emek Sineması'nın yıkılmasına karşı düzenlenen eylemler başta olmak üzere Türkiye’deki birçok sanat kurumunun kapatılmasına karşı da ön saflarda yer almış, hiçbir baskı onu geri adım attırmamıştır. Genco Erkal’ın sanatı, sadece bireysel değil, toplumsal bir direnişin sembolü olarak görülmelidir. Özellikle Alevilerin düşmanlaştırıldığı bir dönemde sahneye koyduğu "Sivas ’93" adlı oyun, onun ezilenlerle dayanışma içindeki tutumunun bir yansımasıdır. İnce bir çalışmayla sahneye taşıdığı bu eser, tüm ezilenlerin sesi olma çabasını sürdürdüğünün en somut göstergelerinden biridir.
Genco Erkal’ın sanatındaki ısrar ve kararlılığı özellikle devlet mekanizmalarının sanatı ve sanatçıyı baskı altına almaya çalıştığı dönemde biz öğrencilere ve genç sanatçılara da önemli bir mesaj veriyor. Kapitalist sistemin insanları birbirine düşman ettiği, sanatı toplumsal dinamiklerinden kopararak steril ve halktan uzak bir alana hapsetmeye çalıştığı böylesi bir dönemde Genco Erkal, hem sanatı hem de politik duruşuyla bizlere yol gösterici bir örnek olarak öne çıkıyor.