Toplumsal Mücadele
Kampüsteki Lubunyalar
Hanna
2025-11-12
Bizler... Lubunyalar olarak uzun zamandır bu topraklarda ve de yaşam sürdüğümüz her yerde şiddete, cinayete, tacize maruz bırakılanlarız. Çoğu yerden dışlanan bizler özellikle bu topraklarda yeri geldi kovulduk, yeri geldi öldürüldük... Yıllardır varlığını sürdüren bu şiddetler son yirmi yıldır artmış durumda. Bir bayraktır ki renkleri ne kadar coşkulu olsa da o renkler için bir hayli fazla fedakarlıklar yapıldı. Şu an bazı yerlerde bulunabiliyorsak, seslice konuşabiliyorsak ya da istediğimizi giyinip çıkabiliyorsak emin olun ki bizden önceki lubunyaların bunlarda etkisi büyüktür. Hepsine teşekkürlerimi ve de saygılarımı iletirim. Unutulmayacaksınız lubunyalar...
Öyle ki lubunyalar bize üniversite kampüslerini de açtılar. Kampüsleri güvenilir bölgeler yaptılar. Sokakta güvenliği olmayan lubunyalar üniversite kampüslerinde güvende hissediyorlardı. Kampüsler onlar için ‘ev’ kadar güvenliydi belki de. Üniversitesini yine en çok sahiplenen hep lubunyalar oldu o dönemlerden bugünlere. Kampüsler faşist cihatçı çetelere açılmak istenirken de kampüsün içine gerici yurtlar yapılmaya çalışırken de kampüsün içinden rant yolu geçirilmeye çalışırken de karşılarındaydı. Bir tek kendileri için değil, tüm türlerin özgürlüğü için, kampüs hayvanları için de ordaydı lubunyalar. Evet, bunları yapmaya çalışan hükümete karşı, atanmışlara karşı ordaydı lubunyalar, ordaydık, orda olacağız. Doksanlı yıllarda Türkiye’de kampüslerde kurulmaya başlanılan LGBTİQ+ kulüpleri ve dernekleri o zamanlar bir hayli umut veriyordu bizlere. Oldukça güzel etkinlikler yapmayı başaran o kulüpler giderek azaldı.
Maalesef 2014 sonrası bu kulüplerin çoğu kapatıldı, çoğunun etkinlikleri kısıtlandı, izin verilmedi. Atanmış rektörlerin gelmesiyle üstlerinden aldıkları emirler direkt yapılmaya başlandı bizlerin üzerine. Atanmışlar bize o kadar taktılar ki film gösterisi yaptığımız günler sınıfları kilitlediler, anahtarı kaybettiler, yok ettiler. Gülünecek halleriyle yetmedi valilikle anlaştılar, gizli belgeler ile kampüse paparon yığdılar. Bırakın renkli bir bayraktan üç beş insanın toplaşıp piknik yapmasına bile karşı gelen bu anlayış, kampüslere paparonu sokmakla kalmadı, islamcı topluluklara destek vererek aynı anda onları bizlerle karşı karşıya getirdi. Kasten canımızda gözleri olan bu zihniyet maalesef ki durmak da bilmemekte. Oysa lubunyalar haziran ayı daha gelmeden yürümeye başlarlardı onurlarıyla. Artık o haziranların yerini bir savaş alanını andıran haziran ayları koyulmaya başlandı. Hükümetin politikasını sırf bizim üzerimize yöneltmesiyle sokaklarda, meydanlarda, caddelerde olan yürüyüşler giderek üniversite kampüslerine kaydı. Paparonun eksik olmadığı her onur... Onlarca arkadaşımız her yıl şiddetle gözaltına alınıyor, sebepsiz yere bursları kesiliyor.
Oysa Anayasanın 34. maddesine göre “Herkes önceden izin almadan silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.” hakkımızdır bu yürüyüşler. Yaşatmaya devam etmeliyiz; belki meydanlarda değilse bile sokaklarda, kampüslerde yaşatmaya devam etmeliyiz. Çok korkan genç lubunyalar olduğunu, çoğu şeyden habersiz küçücük bizleri görüyorum, duyuyorum kampüslerde. Gel lubunya sen de gel. Biz dayanışırsak hiçbir güç önümüzde duramaz. Ama en önemlisi gelemesek bile, orda olamasak bile, herhangi bir şekilde dayanışarak bile destek olabiliriz bu yürüyüşlere. Kimsenin kimseye aktivistlik borcu olmadığını hatırlatmak ister ve ayrıca kimsenin de bu yürüyüşlerde ‘O bunu neden dedi?’, ‘Yok bu şunu neden giydi?’, ‘O makyaj orda oldu mu?’ gibi sözlerle de köstek olmasına da izin veremeyiz. Bu yürüyüşler hiçbir zaman boşuna olmadı ve olmayacak. Elimizden geldiğince kesiştiğimiz herkese destek verdiğimiz yürüyüşlerimizde burada ezilen herkesin ve her lubunyanın dilinde okumaya devam etmeliyiz ve edeceğiz metnimizi. Yediğimiz gaz olsun isterse, savaş alanına çevirin kampüsü biz yine naşlatırız sizi, aşkım dedik yine ordaydık, orda olacağız. Bizler için, bizden sonrakiler için ve geçmiş lubunyalar için orda olacağız.
Evet o doksanlı günleri mutlulukla anlatan birkaç ablamla tanışmıştım ama en şaşırdığım yaşı büyük bir ablamın da bana ‘Lubunyalar artık alıktırarak üniversite okuyabilir mi?’ diye soran o ablamdı. Alıktırdığı için üniversiteye gidemeyen ve de istemediği işlerde çalışmaya mahkum bırakılan kaç lubunya vardı kim bilir. Aslında pek bir şey değişmedi de diyebilirim. Yine de mezun olduğumuzda sırf istedikleri gibi olmadığımız için yine işsiz bırakılıyoruz, yine açlığa terk ediliyoruz. Onlarca lubunya tanıyorum ki oldukça iyi üniversitelerden oldukça iyi ortalamalarla mezun olup kendi işini yapamayan, iş bulamayan, iş verilmeyen kişiler... Evet bize edepli olun, akıllı olun dediler. Öyle olsak da fark etmiyordu yine. Kampüsler onlar için bir pislik yuvası olarak görülüyordu ki bana sorarsanız hala öyle görüyorlar. Bu yüzden ilk başta bizleri durdurmak istiyorlar kampüslerde. Oysa soruyoruz: kampüslerde özgür aşk yaşayan lubunyalar mı daha kirlidir yoksa tarikatlarında kendi içlerinde yaşattıkları tacizler mi daha kirlidir?
İstedikleri kadar engel olmaya çalışsınlar, her alanda olmaya devam edeceğiz. Kampüsleri terk etmeyeceğiz. Genç lubunyalar ve de kendini kabul edememiş lubunyalar olacak. Biz öğreteceğiz, biz anlatacağız, biz yol göstereceğiz. O kulüplerde yapılacak konuşmalar ve atölyeler, oralardan çıkan anlatılar, bilgiler başka lubunyalara dokunacak. Evden atılan lubunyalar olacak. Biz birbirimizle dayanışacağız o kampüslerde. Biz evlerde birbirimize ev ve oda arkadaşı olacağız. Biz iş bulacağız birbirimize. Yine biz olacağız bizle. Hep etrafımızda bir lubunya olsun ki yaşatalım biz bizi. Kampüste bir lubunya olmak evet bir dışlanmışlık hissettirebilir lubunya ama ne zaman hissetmedik ki? Etrafına alık kalk, bir lubunya bul en başta dost ol. Yalnız değilsin, yalnız olmayacaksın. Kulüplere katıl lubunya, belki her üniversitenin yok ama eminim yine de bulursunuz siz birbirinizi. Hem zaten biz birbirimizi gözünden tanırız. Sosyal paylaşım platformlarından açık çağrı yap, biz yine dayanışır buluruz sana bir dostu. Ne kampüsünde ne de şehrinde yalnızsın. Hep buradayız, hep beraberiz. Kampüste bir değil birden fazla lubunya olmak asla ama asla kötü hissettirmez emin ol. Yeter ki biz iyi olalım da birbirimize zarar vermeyelim, yoksa kimse zarar veremez bize. Atanmış ailen maddi destek mi olmuyor? Yine açık çağrı yap, biz buluruz sana çalışacak yer. Senin kampüste alıktırdığın her yürüyüş her adım bir aktivistliktir sen merak etme. Kimseye de borçlu hissetme.
Kampüsler bilginin, kültürlerin, fikirlerin karıştığı, harman olduğu yerlerdir. İşte buna engel olmaya çalışıyorlar ya lubunya. Sen onlara kulak asma. Bir lubunya olarak aç gözünü, kulaklarını iyi dinle herkesi. Varsa LGBTİQ+ topluluğu kampüsünde ona katıl. Anlatılanlara ve oradakilere dört kolla sarıl. Bildiklerini bilmeyenlere anlat. Yaşat sen de bizi. Benim için kampüste lubunya olmak bunlardı işte. En başta bir aile buldum kendime. Nasıl olduysa bir anda oldu işte. Elbette zorlukları vardı ama enerjimi hiç düşürmediler. Ne zaman ayağım takılsa yanımda oldular. Bana kampüs bir aile verdi. Oldukça geniş bir çevreyle tanışma fırsatı yarattı. Bilmediğim çoğu şeyi oradaki lubunyalarla öğrendim. Bundan dolayı mutluyum. Kampüste bize laf atan kimse yoktu ama fısır fısır arkamızdan konuşan kişileri de duyuyordum. Elbette ki bunlar olacak şeylerdi. Kabul ettiğimden değil ama olacağını bildiğimden söylüyorum. Kampüste başlayacak olan muhteşem günlerin olacak lubunya. Bilakis kötü günler de olabilir ama ben bizden daha güçlü kimseyi tanımıyorum. Kalk kampüsünde doyasıya eğlen, bilgilen ve yaşat bizi.